21 Aralık 2011 Çarşamba

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!

Fenerbahçe yönetimi tarafından sözleşmesinin 1 yıllık opsiyon hakkını tek taraflı uzatılmasına Semih’in yaptığı itiraz spor basınında çok konuşuldu. Basının bu duruma yaklaşımı ve köşe yazarlarının tavrı çok çeşitliydi elbet. Ama biz bu yazıda üzerinde duracağımız şey, Semih olayından hareketle sporcu hakları ve sendika konusu olacak.  Bu konuya öncelikle bir müjdeyi vererek başlayalım. Ki bu yazının yazılmasındaki asıl amaç da aslında bu.  Kendisi eski bir futbolcu olan, Galatasaray’lı milli futbolcu Metin Kurt’un –nam-ı diğer ‘Çizgi Metin’-öncülüğünde “Spor Emekçileri Sendikası” (Spor-Sen) 2010’a girmeden birkaç gün önce kuruluşunu ilan etti. Hatırlatmakta yarar var, Metin Kurt futbol oynadığı dönemde Galatasaray’ın ve milli takımın gözde oyuncusu olmasına rağmen, futbolda başlattığı demokrasi mücadelesi ve sendika kurma girişimi, yeşil sahalardan uzaklaştırılmasıyla sonuçlanmıştı. Hayata ve futbola sol’dan baktığı için, saha dışına şutlanmış, yine de yılmamış mücadelesine devam etmiş. 30 yıl önce futbol hayatına mal olan sendika kurma girişimi, yine onun öncülüğünde şu satırlarla gerçeğe dönüştü. ''Sporun her dalının her kademesinde görev alan amatör, profesyonel spor emekçilerini bünyesinde barındıracak; spor emekçileri sendikası Spor-Sen, DİSK bünyesinde 28 Aralık 2009 tarihli olmak üzere kurulmuştur. Tüm spor emekçileri göreve...''   Yazımızın içerisinde Spor Sen’in ilkeleri, amacı ve çözüm önerilerine yer vereceğiz.

Spor ve Sporcu Hakları
 Sporun,  oyun olmaktan çıkıp, popüler hale gelmesiyle, hiç şüphesiz oyunun şekli değişti.  Oyunun şeklinin değişmesi, önemli sorunları da beraberinde getirdi. Artık, emekçilerin,  aralarında oynadıkları futbol,  bugün sahalarda oynanmıyor. Fair play bile, sportif bir davranış olmaktan çıkıp, ödül almak için yapılan bir davranışa dönüştü. Ne sporun, ne de sporcunun geleceğiyle ilgili alınan karar mekanizmalarında, sporcular temsil edilmiyor. Hiçbir söz hakları yok.  Metin Kurt, bir röportajında durumu çıplaklığıyla şöyle açıklıyor: Günümüzde spor oyun, sporcu da oyuncu değildir. Modern spora damgasını vuran burjuva rekabet ideolojisi sporu metalaştırmış, sporcuları da alınıp-satılan-kiralanan bir mala dönüştürmüştür. Artık sporcu özgür bir oyuncu değildir. Galatasaray’da oynadığı dönemde sporcunun durumunu şöyle özetliyordu: Açıkçası sporcu, emeğinin değerinin belirlenmesi sürecinde devre dışıydı. Sporcu-kulüp ilişkisi, işçi-patron ilişkisi olarak düzenlenmemiş; adeta köle-efendi ilişkisi arenaların kanunu yapılmıştı. Galatasaray’daki isyanımın kökeninde sporculara dayatılan köle-efendi ilişkisine karşı çıkma güdüsü yatıyordu. Sporcu arenalarda emeğini özgürce pazarlamalıydı.
Metin Abi’nin 35 yıl önce isyan ettiği o koşullar maalesef bugün de yaşanmaya devam ediyor. Futbolcular, kulüp yöneticileri tarafından eşya gibi kullanılıp, ne olduklarını bile anlamadan kapı önüne konulabiliyor. En son Kazım ve Önder gibi… Futbolcuların sözleşmelerini feshederken bile olayın hakkını veremiyoruz. Bu yazı hazırlanırken Fenerbahçe Kulübü’nden sanal ortamda 2. yasak geldi. Kulüp çalışanlarına, facebook kullanımını yasakladı. Aziz Yıldırım’ın isteği doğrultusunda bu kararın alındığı açıklaması yapıldı. Facebook’dan önce de Fenerbahçe Yönetimi, MSN’i yasaklamıştı.

Sendika ne yapacak!
İngiltere’de Profesyonel Futbolcular Sendikası 1907’den beri faaliyetini yürütüyor. Ve futbolcuların tamamına yakını sendikalıdır. Başta sporcular, sendikanın kendileri için gerekli olduğunun farkındalar. Çünkü hem spor yaparken hem de bıraktıktan sonra sendikaya ihtiyaç duyuyorlar. Semih’in olayına yazının başında değinmiştik. Eğer güçlü bir spor örgütü olsaydı Semih’in bu durumu yaşaması muhtemel olmayacaktı. Daha önemlisi kendisini savunacak bir örgütü olacak ve kendisini yalnız hissetmeyecekti. Yöneticiler de ‘başına buyruk ‘davranmaya cesaret edemeyeceklerdi. Sendikaya ihtiyaç olduğu hissedilen başka bir olay da, basketbolda yaşandı. Cemal Nalga olayı hiç şüphesiz. Cemal Nalga, cezalı olmasına rağmen Tufan Ersöz’ün formasıyla oyna(tıl)dığının ortaya çıkması günlerce konuşuldu. Nalga’ya 2 yıl, Tufan’a da 4 ay ceza verildi. Ancak Tufan’na verilen ceza askerliğiyle ilgili bir hakkını da kaybetmesine sebep oldu. Nalga, bir sendikalı sporcu olmuş olsaydı ne kendisini böyle bir olayda kullandıracak, ne Tufan kendi formasının başkası tarafından kullanılmasına göz yumacak, ne de keyfi davranan yöneticiler buna cesaret edebileceklerdi.  Çünkü sendika sporcuların haklarını savunurken, onların bilinç düzeylerinin gelişmesine yönelik eğitim ve mesleki seminerlerle katkı sağlayacaktır. Bilinçlenme düzeyi arttıkça bu ve diğer olumsuzluklarda yavaş yavaş azalmaya başlayacaktır.


İtalya’da sendikanın bir eylemiyle devam edelim: 2009 yılında, Seri A ‘da Napoli’de oynayan iki futbolcuya bir yıl spordan men cezası verildi. Bunun üzerine Futbolcular Sendikası, verilen cezayı Seri A ve Seri B de oynanacak karşılaşmalara 15 dk. geç çıkarak protesto etti.  Bu olay bile sendikanın gerekliliğine ve neler yapabileceğini göstermek açısından yeterlidir. Ama biz, sendikası olmayan ülkemizde, futboldan bir örnekle durumu kıyaslayalım:  Kısa bir süre önce 2.Lig takımı Erzurumsporlu futbolcular ücretleri ödenmedikleri için eylem yaptılar. “Bizden bu kadar” dediler.  Karşılarında ne muhatap bulabildiler, ne de sorunlarına sahip çıkan birilerini. Bu sese kulak vermeyip çözüm üretmeyenler, keşke Erzurumsporlu futbolcular gibi 'bizden bu kadar' diyebilseler.  Ya Diyarbakırspor’un yaşadığı ekonomik ve siyasi kriz, onları ne kadar daha ligde tutabilecek?  Tutunsa bile sorunlar çözülmüş mü olacak.   


Bu sorunlar elbette ne bu kulüplerle ne de bu sorunlarla sınırlıdır. Daha yüzlerce kulübün her an bu ve başka sorunlarla karşılaşabileceği bir gerçektir. Bahsettiğimiz bu olaylar yaşanırken Spor Sen daha kurulmamıştı. Ama bundan sonra ne yapılacağını Spor Sen açıklıyor: ‘Emeğin en yüce değer olduğu ilkesinden hareketle; spor emekçilerinin haklarının güvencesini, spora ve sporcuya özgün koşulların bilimsel yöntemlerle değerlendirildiği bir Spor İş Yasası’nın çıkarılmasında görür. Bunun için kurumlaşmış spor yapılarında çalışan emekçilerin ekonomik, demokratik ve sosyal haklarını savunmak, geliştirmek ve güvence altına almadan geçer’.  Evet, işe nereden başlamak gerekir sorusuna verilecek cevap sanırım, Spor Yasası’nın –ivedilikle- hazırlanması olacaktır. Spor Sen’in yasanın hazırlanması için girişimini, çalışmalarını ve gelecek tepkileri birlikte göreceğiz.

Tabanı olmayan spor emek batakhanesidir
Sporu bir oyun olmaktan çıkartıp, sporcuları da birbirleriyle yarıştıran, para, şöhret algısını öne çıkaran ve sporculardan medyatik ikonlar yaratan bu sistem elbette dibe vurmaya mahkûmdur.  Sporun amacından koparıldığı ve antidemokratik uygulamalarla yönetildiği, sporcunun özgür olmadığı ve taraftarında sadece müşteri olarak görüldüğü bir ortamda olumlu gelişmelerin olmasını beklemek hayalciliktir. Ama hayal ettiğimiz şeyin gerçekleşmesi için de temenni etmekten daha fazlasına ihtiyacımız olduğu da bir gerçektir. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı günler diliyorsak, bu değişimi başlatacak, Spor Emekçileri Sendikası’nın çağrısını yenileyelim.  Tüm spor emekçileri göreve… Tüm sporseverler destek olmaya…

Not: Bu yazı FourFourTwo’nun Ocak 2010 sayısında kısaltılmış olarak yayınlanmıştır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder