26 Eylül 2012 Çarşamba

Dikkat ÖSYM var!




Türkiye’de yaşıyor olmamızdan olsa gerek,
 neredeyse her şey normal akışının dışında gerçekleşiyor.
Burası Türkiye! dedirttirecek örnekler; her an, her yerden karşımıza çıkıyor.
Artık alıştığımızdan sanırım, şaşırmadan olur böyle deyip geçiyoruz.
Şimdi anlatacağım olayda aslında buna iyi örnek.
‘Ne var bunda’ diyeceğimiz türden.
Bu ülkenin bir kurumu var ki; yaptığı işle sonuçları tartışmalı,
Ama yaptığı hataları, yanlışları normalmiş gibi karşılayıp
Büyük bir pişkinlikle yoluna devam edebiliyor…
Bunun içinde usta olmak gerek.
E ne de olsa, ustalık döneminin icraatlarını sergileyen bir Hükümetimiz var.
Herkes yaptığı işte usta olacak tabi.
Fazla uzatmayayım ve bu güzide kurumu size takdim edeyim.
Çok iyi bildiğiniz; Ö.S.Y.M. (Ölçme, Seçme, Yerleştirme Merkezi)
Bu kurum; hayalini kurduğumuz üniversiteye girip giremeyeceğinize (YGS),
Devlet memuru olup olamayacağınıza (KPSS),
Akademisyen olup olamayacağınıza (ALES),
Yabancı dilinizin yeterli olup olmadığına (ÜDS,KPDS),
Hangi liseye girip giremeyeceğinize (LGS),
İki yıllık yetmez 4 yıllık okuyup okuyamayacağınıza (DGS ),
Tıpta uzman olup olamayacağınıza (TUS),
Liste çok uzun; ALS, PMYO, YÇS, LES, ÖMSS, YDUS, DUS, STS, YLSY vs. ye
girip giremeyeceğinize işte bu kurum, ÖSYM karar veriyor.
Yani kısacası ne olup olamayacağınıza ÖSYM karar veriyor.
Sizi ölçüyor –tartıyor önce,
sonra uygun olanlarını seçiyor,
seçtiklerini de uygun yerlere yerleştiriyor.
Ve bunların hepsini bir merkezden yapıyor.
Bravo! Zor iş vesselam.
E böyle güzide bir kurum olunca herkesin gözü var ki, nazara geldi.
 Son yıllarda birçok sınavda hatalar, yanlışlıklar yapmaya başladı.
Bir kere yapınca gerisi gelmeye devam etti.
 KPSS sınavında 500 den fazla adayın 120 soruya doğru cevap vermesi,
sınavın iptal edilmesiyle sonuçlandı mesela.
Yani sınav soruları dışarıya sızdırılmış.
ÖSYM’de  sızıntı! olduğu söylentileri başladı.
Bir süre sonra, ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan tepkiler üzerine olacak, istifa etti.
Yerine Ali Demir geldi.
Halen görevde.

Öyle kolay kolay da gideceği yok.
Bir, iki, üç değil, dört, beş hata, yanlış, skandallar oldu…
Ama maşallah hala yerinde oturuyor.
Belli ki seviyor, işini yani.          
Ölçme, Seçme, Yerleştirme işini .
Mesleğine aşık besbelli.
Mesela; 2011 de YGS sınavında şifre olduğu ortaya çıkmıştı hatırlarsınız.
Ali Demir hemen reddetti iddiaları.
Sınavın iptali için dava açıldı.
ÖSYM’den savunma isteyen İdari Mahkemeye ise ‘şifrelemeyi’ savundu.
Tıpta denklik için yapılan STS’nin 2. aşamasında “geçen yılın sorularının aynısının
sorulması” üzerine
Sınavı iptal ederek tekrar yapmak durumunda kaldı.
KPSS sınavı devam ederken bir internet sitesi soruları yayınladı.
ÖSYM’de yine mi sızıntı! var? sorusu gündeme geldi.
Ama tık yok bu sefer.
Yok efendim; ALES ‘de adaylara eksik kitapçık dağıtılmış,
YGS’de 8 ilin cezaevinde Fen Bilimleri test kitapçığı hatalı diye sınav iptal edilmiş,
Geçenlerde yapılan KPSS’de, Eskişehir’deki  sınav yeri olarak gösterilen yerde
okul yerine inşaat varmış,
YGS sonucunu öğrenmek için ÖSYM’nin sitesinden önce kazanamadığını öğrenenler,
Tercihlerin son günü ve bitime yarım saat kala bazı adaylara “puanınızı yanlış
hesaplamışız” mesajları göndermiş,
Sınav sorularının cevaplarının telefonla bazılarına mesaj olarak gönderilmiş, çok mu.
Bu sefer Ali Demir gereğini yapacak diye beklerken, o ne yaptı.
Kopya iddiaları ile ilgili çıkan haberlerin yayından kaldırılması için
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yaptı.
Dedik ya adam işini seviyor.
Kimsenin işini yapmasına engel olmasına müsaade etmiyor.
Bunca iddialara rağmen; doğru düzgün ne soruşturma var ortada,
ne de görevden alma.
Maşallah herkes yerli yerinde duruyor. Ekip sağlam bu sefer.
Ama 2011’deki YGS’deki şifreyi protesto edenler hakkında davalar açılıp,
 1 ila 3 yıl arası cezalar veriyor mahkemeler.
Kendi vatandaşına adil bir sınav yapıp hakkını veremeyenler,
Parasız, sınavsız üniversite isteyen öğrencileri cezaevlerine tıkıp,
Esad karşıtı Suriyeli mültecilere 7 ildeki üniversitelerde sınavsız okuyabilme
hakkı tanıyor.
Diğer taraftan da; Türkiye’de okuyan ama Esad’ ı destekleyen Suriyeli öğrenciler ise
Türkiye’ye alınmıyor.
Oh, ne ala.
Bu sınava hazırlanan milyonlarca öğrencinin hakkını yemek,
bu kadar kolay ve basit yani.
Bunca hataya, yanlışa, skandala, adaletsizliğe ve eşitsizliğe rağmen
bu kurum ayakta kalabiliyorsa,
O kurumun başkanı,  istifa etmiyorsa,
Devlet, o adamı görevden almıyorsa,
Ve her şeyden de önemlisi;
 milyonlarca gencin hayalleri, umutları, geleceği çalınıyorsa bu sınavlarla…
Söyleyecek tek şey var: gerçekten de ustasınız.
Hem de en alasından…

 Bu yazı 26.10.2012 tarihli Aydınpost sitesinde yayınlanmıştır.








12 Eylül 2012 Çarşamba

Başbakan neden sinirli?


Efendim, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta partisinin İl BaşkanlarıToplantısında 9.5 yıllık iktidarının değerlendirmesini yaptı.Birazdan size de aktaracağım karşılaştırmalı rakamsal gerçekler, aslında ayakta alkışlanması gereken; fakat inanmayıp takla atmak isteyen vatandaşlarımız olursa da, onlara da şapka çıkartırız doğrusu; lakin şapkanın içinden tavşan çıkacağını beklemeyin, fil çıkarsa da şaşırmayın. 

Öyle böyle değil bu rakamlar çünkü.

Fazla uzatmayalım, hadi başlayalım.

2002 de yüzde 34 oyla tek başına iktidara gelen AKP,
2007 de yüzde 47, 2011 deki seçimlerdeyse yüzde 50 alarak oylarını arttıran yine AKP.
2009 de yapılan yerel seçimde belediyelerin neredeyse yarısını kazanan yine AKP.
2002 de Milli Gelir 230 milyar dolarken 2011 sonu itibari ile 772 milyar dolara çıkaran yine
AKP…
2011 yılında Türkiye ekonomisini yüzde 8.5 büyüme hızıyla Çin’den sonra en hızlı
büyüyen ikinci ülke konumuna getiren yine AKP,
2002 yılında kişi başına düşen milli gelir 3500 dolarken  (66 milyon nüfus)
2011 sonu itibariyle (75 milyon nüfus) 10bin 444 dolara çıkartan yine AKP…
Yetmez efendim, devam.
2002 yılında 91 bin adet otomobil satılmışken 2011 yılında; dikkat dudağınızı ısırmayın,
594 bin adet otomobil satılmış. Her aile,neredeyse 1 den fazla otomobil alabilmiş.
Tüm zamanların otomobil satış rekoru kimin iktidarında kırıldı; tabi ki AKP.

Hani muhalefet diyor ya ‘fakirleşiyoruz’ diye, Allahını severseniz hiç fakirleşen ülkede
bu kadar otomobil satılır mı?
Sıkı durun, yerinizden kıpırdamayın ve emniyet kemerlerinizi de bağlamayı unutmayın,
çarpıcı bir örnek daha geliyor.

2002 yılında satılan buzdolabı 1 milyon 88 bin adet. Peki, 2011 yılında durum ne.
2 milyon 193 bin adet buzdolabı satılmış.
Bravo, bu da bir rekor.

Devam rekor kırmaya.

2002 yılında ihracat 36 milyar dolarken 2011 yılı sonunda 135 milyar dolar.
Ama dikkat; dünya krizdeyken, Avrupa battı batacakken oluyor bu artışlar.
Bunu fark eden salondaki izleyiciler hemen alkışı koparıyor zaten.
Efendim hesap ortada yani, “Halep ordaysa arşın burada.”
Daha birçok örnek var. Hepsini aktarmaya gerek yok.
Rakamların yalan söyleyeceği yok ya…
Tabi kimin iktidarında oluyor bunlar. Elbette  AKP.

Şimdi bu rakamsal gerçekler ortadayken, Cumhuriyet tarihi boyunca olmadığı şekilde AKP
iktidarı döneminde ülkenin her yanı demirağlarla örülmüşken, IMF canavarından ülkeyi
kurtarmışken, ülkemizi dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasına sokmuşken, Hükümet
bununla övünmesin mi, gururlanmasın mı.
Bir teşekkürü söylemek çok mu zor.
Çok sinirlenmiş Başbakan, çok.

Sanki; bu kadar iş yaptık, rekorlar kırdık, ülkeyi bir Ay’a çıkartmadığımız kaldı ama
yine de muhalefet ediyorlar der gibiydi siniri.
Haklı olarak bir teşekkür edilmeyi beklerken hunharca muhalefet edilmesine
sinirlenmesinde ne yapsın Başbakan.

Düşünsenize;
Yüzde 50 oy almışsın,
Meclis’de çoğunluksun, ama muhalefet etmek durumuna düşüyorsun,
İstediğin yasayı geçirttirebiliyorsun, yine muhalefet...
4+4+4 diyerek, dört dörtlük bir eğitim sitemi yapıyorsun ama eğitim emekçileri cop-biber
gazı-gözaltılara rağmen hala protesto ediyorlar…
İcraatlarını öven büyük bir medya desteği sağlıyorsun;
Partini ve seni eleştiren köşe yazarları ve gazetecileri Genel Yayın Yönetmenlerine şikayet
ederek gereğini yaptırıyorsun, ama yine muhalefet etmeye devam ediyor basının bir
kısmı, sanki kovdukça çoğalıyorlar ve daha gür çıkıyor sesleri…
Alevilere açılım yapıyorsun ama aleviler sana açılmıyor…
Kürt açılımı diyorsun ama bölgede Kürtler BDP’yi kuçaklamaya devam ediyor…
Seçim öncesi köy halkına buzdolabı, çamaşır makinası dağıtıyorsun; köylü sana oy
vermediği gibi köyün elektriği de yok zaten…
İzmir’i istiyorsun ama İzmirli seni istemiyor…
CHP muhalefeti için, Allah başımızdan eksik etmesin diyorsun, ama başına bela alıyorsun,
Ülkenin her yerini duble yollarla örüyorsun, yine yaranamıyorsun…
12 Eylül’le askeri cuntasıyla hesaplaşıyorum diyorsun, ama hesap soracağın kimse
kalmamış karşında.
Ülkeyi, bölgenin lideri yapıyorsun, İsrail’e meydan okuyorsun,
Uluslar arası Ceza Mahkemesinin soykırımla suçladığı, diktatörlüğü herkes tarafından
kabul edilmiş Sudan Devlet Başkanı diktatör El Beşir’e kucak açıyorsun, ama diğer
taraftan Esad’ı diktatör ilan edip dışlıyorsun… iyi diktatörle kötü diktatörü ayırıyorsun
yine muhalefet ediyorlar.
Yine yaranama…yine teşekkür edilmesin.
Sonra Başbakan neden bu kadar sinirli.
Başbakan haklı.

Yani iktidarsın, muktedirsin senden habersiz kuş bile uçmuyor ülkede ama hala muhalefet
eden birileri çıkıyor olması elbette sinirlere iyi gelmez.
Hakkını aramak için gösteri yapan emekçilere, öğrencilere ve herkese sıkılan biber gazı
için milyonlarca dolar harcayacaksın ama sokakları eylem yapanlardan
temizleyemeyeceksin.
Kendi dışında herkese ‘muhalefet eden iktidar’ olmak kolay bir şey değil.
Sinirlere iyi gelmiyor anlaşılan.


Bu yazı 12.09.2012 tarihli Aydınpost sitesinde yayınlanmıştır.