Bir siyasi partinin, iktidar olabilmesi için yeterli
sayıda bir seçmenin
desteğini sağlaması gerekmektedir. Bu desteği sağlamak
için,
Bir siyasi parti; kitlelerin karşısına çıkarken, parti
ve partinin politikaları
Oldukça önemlidir. Bu, siyasi bilinç düzeyleri yüksek
toplumlarda, önemli bir faktördür.
Lider de önemlidir ama her şey ona endekslenmemiştir.
Mesela; Fransa’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Sosyalist Parti
adayı Hollande’ın kazanması, onun liderlik özelliğinden değil-ki yoktu zaten- partisinin başarısından kaynaklanıyordu.
Lidere önem vermedikleri sonucu çıkmadığı gibi;
seçilmesi için tek koşul olarak görülmüyor.
Türkiye siyasetinde; hiç şüphesiz, durum böyle değil.
Tek kelimeyle lider odaklıdır.
Lider, lider özellikleri taşımıyorsa, kitlelerin
nazarında itibarı pek olmuyor.
Menderes, Demirel,
Ecevit, Türkeş, Özal gibi siyasetçiler;
bir takım lider özelliklerine sahip
Oldukları için belli bir dönem için kitleleri peşinden
sürükleyebilmişlerdir.
Lider odaklı bir siyasetin sonu; bu liderlerin
kendilerinden sonra
hareketi devam ettirecek başka liderler çıkaramaması
durumundan,
o siyasi hareketin lideriyle birlikte sona eriyor olması
kaçınılmaz oluyor.
Bu konuda; yakın tarihimiz bu örneklerle doludur.
Tarih, hep bu yönde tekerrür etmiştir.
Geçtiğimiz pazar günü yapılan Adalet ve Kalkınma
Partisi’nin
4. Olağan Kongresini izlediğim vakit, aklıma diğer lider
örnekleri geldi.
Öncekileri de kendi dönemlerine damgasını vurdular…
Geniş halk
desteğini arkasına alabildiler….
Belli bir değişimi ve dönüşümü temsil ettiler…
Bir süre sonra da kendileri o değişime ayak
uyduramadıkları için,
Son kullanma tarihini doldurmuş ürün gibi yenileriyle
değiştirildiler.
Evet, AKP Kongresi aslında tam da buna verilebilecek iyi
bir örnek.
Erdoğan’ın iki buçuk saatlik konuşmasını çıkartın;
ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Tamamıyla; Erdoğan’ın liderliğini üzerine kurulmuş,
Erdoğan olmadan bir hiç görüntüsü veren bir partinin
kongresiydi.
Bunu da dosta
düşmana yeniden göstermiş oldu.
Kabul edelim ki; Başbakan’ın bir karizması var.
İyi de bir hatip. İşi çok zor değil yani.
Konuşma metni önceden hazırlanıyor nasıl olsa.
Başbakan sadece sahnenin her yerine serpiştirilmiş
promterlara bakarak,
Sahip olduğu bazı
lider özelliklerini de kullanarak,
Konuşmayı şiirlerle
süsleyecek,
Ses tonunu doğru kullanacak,
Vurguları doğru yapacak…
Sonra alkışları toplayacak.
Ki öyle de oluyor zaten.
Peki, konuşmanın içeriği.
Ya da şöyle soralım: Alkışlar, Başbakan’ın konuşmasının
içeriğine mi yönelik yoksa
Yukarıdaki özellikleri uygulamasından dolayı iyi
yapılmış bir konuşmaya mı yönelik.
Eğer içeriğine yönelik olsaydı;
Kongreyi; Evrensel, Birgün, Cumhuriyet, Aydınlık, Sözcü
ve Yeniçağ gazetelerinin
İzlemesi engellenmişken; Başbakan’ın, ülkemizde basının,
ne kadar özgür olduğuna
vurgu yapması alkışlanmazdı.
Ya da köylüye ananı da al git,
Yargılanan gazetecilere terörist,
Kürtajı savunanlara katil,
ÖSYM’yi ve Ali Demir’i eleştirenler şerefsizdir,
Suriye politikasını eleştirenlere Baas’cı diyen Başbakan’ın,
Kongrede “biz her
türlü ayrımcılığı reddeden, 75 milyon insanımızın tamamını
Kucaklayan bir anlayışla yola çıktık” demesini
alkışlamazdı.
Hele hele şu çelişkeye hiç düşmezdi.
Başbakan, Kürtlerden yeterli oyu alamadığının farkında.
O yüzden, BDP’ye oy veren Kürtlerin oyunu istiyor.
İstiyor da,…
Bir yandan KCK operasyonlarıyla binlerce BDP üyesi,
yönetici,
belediye başkanı ve hatta milletvekili tutukluyken,
ve ayrıca desteğini almaya çalıştığın kesimin oy verdiği
BDP’ye yönelik,
ağza alınmayacak
hakaretler ederken gerçektende, BDP’ye oy veren
Kürtlerin oyunu alabileceğini zannetmesi çok büyük bir
çelişki.
Bence Başbakan, Kürtlerle ilgili bir gerçeğin farkına
varmış,
Yani daha fazla oy alamayacağını anlamış.
Öyle ki; “AK
Parti Kürt kardeşlerinin sorunlarının çözümü için
son derece samimi adımlar atmıştır. Biz Kürt
kardeşlerimiz için yüzlerce adım attık,
artık onlardan bir adım bekliyoruz” itirafında bulundu.
Yani bizden bu kadar. Eğer, bu adımlar oya dönüşmüyorsa,
başka adım yok demeye getirdi.
Ama önemli olan alkışı almaktı. Fazlasıyla da aldı.
Başka örneklere girmeyeceğim yoksa mümkün değil bu yazı
bitmez.
Evet Erdoğan, bir liderin sahip olması gereken bazı
özelliklerine sahip.
İyi bir de hatip. Promterdan da okuyunca sorun olmuyor.
Sadece Kongrede “harikalar dünyası” tablosu çizerken
sattığınız hayalle,
belki bir seçim
daha kazanabilir,
İktidarınızı bir süre daha uzatabilirsiniz.
2071 ‘e kadar değil ama.
Nasıl olsa kürsüden inecek ve kongrede hiç onları söylememiş
gibi
Yine bildiğinizi okuyacaksınız.
Ve vakti geldiğinde; karşınızda, promterdan okuyarak
yeni harikalar diyarı yaratacağınız,
yeni hayaller satacağınız bir kongre ya da kalabalıklar
bulamayacaksınız.
İşte o vakit; herkes gibi, her şey sıradanlaşıyor…
Ve o vakit; değil tam bir lider olmanız, dünyaya hakim
olsanız da,
Sizi bekleyen sona engel olamazsınız.
Tarih, tekerrür ederken, lider mider dinlemez hani.
Bu yazı 03.10.2012 tarihinde Aydınpost sitesinde yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder