3 Ekim 2012 Çarşamba

Lider!



Bir siyasi partinin, iktidar olabilmesi için yeterli sayıda bir seçmenin
desteğini sağlaması gerekmektedir. Bu desteği sağlamak için,
Bir siyasi parti; kitlelerin karşısına çıkarken, parti ve partinin politikaları
Oldukça önemlidir. Bu, siyasi bilinç düzeyleri yüksek toplumlarda, önemli bir faktördür.
Lider de önemlidir ama her şey ona endekslenmemiştir.

Mesela; Fransa’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Sosyalist Parti adayı Hollande’ın kazanması, onun liderlik özelliğinden değil-ki yoktu zaten- partisinin başarısından kaynaklanıyordu.
Lidere önem vermedikleri sonucu çıkmadığı gibi;
seçilmesi için tek koşul olarak görülmüyor.
Türkiye siyasetinde; hiç şüphesiz, durum böyle değil.
Tek kelimeyle lider odaklıdır.
Lider, lider özellikleri taşımıyorsa, kitlelerin nazarında itibarı pek olmuyor.
Menderes, Demirel, Ecevit, Türkeş, Özal gibi siyasetçiler;
bir takım lider özelliklerine sahip
Oldukları için belli bir dönem için kitleleri peşinden sürükleyebilmişlerdir.
Lider odaklı bir siyasetin sonu; bu liderlerin kendilerinden sonra
hareketi devam ettirecek başka liderler çıkaramaması durumundan,
o siyasi hareketin lideriyle birlikte sona eriyor olması kaçınılmaz oluyor.
Bu konuda; yakın tarihimiz bu örneklerle doludur.
Tarih, hep bu yönde tekerrür etmiştir.
Geçtiğimiz pazar günü yapılan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin
4. Olağan Kongresini izlediğim vakit, aklıma diğer lider örnekleri geldi.
Öncekileri de kendi dönemlerine damgasını vurdular…
 Geniş halk desteğini arkasına alabildiler….
Belli bir değişimi ve dönüşümü temsil ettiler…
Bir süre sonra da kendileri o değişime ayak uyduramadıkları için,
Son kullanma tarihini doldurmuş ürün gibi yenileriyle değiştirildiler.
Evet, AKP Kongresi aslında tam da buna verilebilecek iyi bir örnek.
Erdoğan’ın iki buçuk saatlik konuşmasını çıkartın;
ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Tamamıyla; Erdoğan’ın liderliğini üzerine kurulmuş,
Erdoğan olmadan bir hiç görüntüsü veren bir partinin kongresiydi.
 Bunu da dosta düşmana yeniden göstermiş oldu.
Kabul edelim ki; Başbakan’ın bir karizması var.
İyi de bir hatip. İşi çok zor değil yani.
Konuşma metni önceden hazırlanıyor nasıl olsa.
Başbakan sadece sahnenin her yerine serpiştirilmiş promterlara bakarak,
 Sahip olduğu bazı lider özelliklerini de kullanarak,
 Konuşmayı şiirlerle süsleyecek,
Ses tonunu doğru kullanacak,
Vurguları doğru yapacak…
Sonra alkışları toplayacak.
Ki öyle de oluyor zaten.
Peki, konuşmanın içeriği.
Ya da şöyle soralım: Alkışlar, Başbakan’ın konuşmasının içeriğine mi yönelik yoksa
Yukarıdaki özellikleri uygulamasından dolayı iyi yapılmış bir konuşmaya mı yönelik.
Eğer içeriğine yönelik olsaydı;
Kongreyi; Evrensel, Birgün, Cumhuriyet, Aydınlık, Sözcü ve Yeniçağ gazetelerinin
İzlemesi engellenmişken; Başbakan’ın, ülkemizde basının, ne kadar özgür olduğuna
vurgu yapması alkışlanmazdı.
Ya da köylüye ananı da al git,
Yargılanan gazetecilere terörist,
Kürtajı savunanlara katil,
ÖSYM’yi ve Ali Demir’i eleştirenler şerefsizdir,
Suriye politikasını eleştirenlere Baas’cı  diyen Başbakan’ın,
Kongrede  “biz her türlü ayrımcılığı reddeden, 75 milyon insanımızın tamamını
Kucaklayan bir anlayışla yola çıktık” demesini alkışlamazdı.
Hele hele şu çelişkeye hiç düşmezdi.
Başbakan, Kürtlerden yeterli oyu alamadığının farkında.
O yüzden, BDP’ye oy veren Kürtlerin oyunu istiyor. İstiyor da,…
Bir yandan KCK operasyonlarıyla binlerce BDP üyesi, yönetici,
belediye başkanı ve hatta milletvekili tutukluyken,
ve ayrıca desteğini almaya çalıştığın kesimin oy verdiği BDP’ye yönelik,
 ağza alınmayacak hakaretler ederken gerçektende, BDP’ye oy veren
Kürtlerin oyunu alabileceğini zannetmesi çok büyük bir çelişki.
Bence Başbakan, Kürtlerle ilgili bir gerçeğin farkına varmış,
Yani daha fazla oy alamayacağını anlamış.
Öyle ki;  “AK Parti Kürt kardeşlerinin sorunlarının çözümü için
son derece samimi adımlar atmıştır. Biz Kürt kardeşlerimiz için yüzlerce adım attık,
artık onlardan bir adım bekliyoruz” itirafında bulundu.
Yani bizden bu kadar. Eğer, bu adımlar oya dönüşmüyorsa, 
başka adım yok demeye getirdi.
Ama önemli olan alkışı almaktı. Fazlasıyla da aldı.
Başka örneklere girmeyeceğim yoksa mümkün değil bu yazı bitmez.
Evet Erdoğan, bir liderin sahip olması gereken bazı özelliklerine sahip.
İyi bir de hatip. Promterdan da okuyunca sorun olmuyor.
Sadece Kongrede “harikalar dünyası” tablosu çizerken sattığınız hayalle,
 belki bir seçim daha kazanabilir,
İktidarınızı bir süre daha uzatabilirsiniz.
2071 ‘e kadar değil ama.
Nasıl olsa kürsüden inecek ve kongrede hiç onları söylememiş gibi 
Yine bildiğinizi okuyacaksınız.
Ve vakti geldiğinde; karşınızda, promterdan okuyarak
yeni harikalar diyarı yaratacağınız,
yeni hayaller satacağınız bir kongre ya da kalabalıklar bulamayacaksınız.
İşte o vakit; herkes gibi, her şey sıradanlaşıyor…
Ve o vakit; değil tam bir lider olmanız, dünyaya hakim olsanız da,
Sizi bekleyen sona engel olamazsınız.
Tarih, tekerrür ederken, lider mider dinlemez hani.



Bu yazı 03.10.2012 tarihinde Aydınpost sitesinde yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder