“Savaş siyasetin başka araçlarla
sürdürülmesidir.”
Tarihin gördüğü en acımasız savaşlardan birisi olan ve yaklaşık
10 milyon insanın öldüğü 1. Dünya Savaş’ından sonra, bir daha
böyle bir savaşın tekrarlanabileceğine kimse ihtimal vermemişti.
Savaşan devletler; ülkeler arasındaki sorunların barış
yoluyla çözülmesi için Cemiyet-i Akvam yani Milletler Cemiyeti’ni kurduklarında, bir daha dünya savaşının tekrarlanmasını önlediklerini
düşündüler.
Yanıldıklarını anlamaları için birincisinden daha
acımasız, daha kanlı ve daha çok insanın ölmesi gerekiyordu. Öyle de oldu.
50 milyondan fazla insan öldü ikinci savaşta.
Peki ne yaptılar?
İlkinde olduğu gibi barış için kurdukları Milletler Cemiyeti’ni önce feshettiler, ve dediler ki; “bir daha böyle savaşlar olmasın.” Olmasın dedikleri savaşlarda 60 milyondan fazla insan öldü.
İlkinde olduğu gibi barış için kurdukları Milletler Cemiyeti’ni önce feshettiler, ve dediler ki; “bir daha böyle savaşlar olmasın.” Olmasın dedikleri savaşlarda 60 milyondan fazla insan öldü.
Bu sefer adına ‘Birleşmiş Milletler’ (BM) dediler.
Yani “bu sefer savaşın olması gerçekten zorlaştı”
dediler. Savaşı BM’nin şartına bağladılar.
Yani savaş olmasın ama olacaksa da, BM karar versin.
Ve barış isteyen bu ülkeler; savaş örgütü NATO’yu kuran aynı ülkeler. Yani, barışı da savaşı da aynı ülkeler yönetiyor.
Savaş isteyen ülkelerin aynı zamanda dünyanın en büyük
silah üreticisi ülkeler olması ve bu ülkeler NATO’yu
yönetiyorlarken; aynı zamanda barışı savunması ve BM’yi yönetmesi ne kadar inandırıcı.
‘Soğuk Savaş’ dönemini, 40 yılı, ‘komünizm tehlikesi’
var diye savaşla geçirdiler; büyük, zengin, emperyalist güçler.
Berlin Duvarı yıkıldı, Sovyetler dağıldı, komünizm
tehlikesi geçti ama savaşlar bitmedi.
Çünkü dünya hala tehlikedeydi; büyük, zengin,
emperyalist devletler için.
Yugoslavya’yı parçaladılar,
Irak’ta Saddam’ı devirdiler,
Afganistan’da Taliban’ı devirdiler,
Filistin’i yerle bir ettiler,
Latin Amerika’yı ‘paramiliter’ ordularla kana buladılar,
Afrika’nın madenlerini sömürürlerken “Kara Kıta” yı birbirleriyle savaştırdılar, tehlike bitmedi, geçmedi.
‘El Kaide’ yi kendi elleriyle yaratıp düşmana karşı
savaştıranlar, şimdi yarattıkları düşmana karşı savaşıyorlar.
Amaç dünyayı yeniden şekillendirmek olunca her şey
mübah.
Şimdi ‘Arap
Baharı’ rüzgarı estiriyorlar.
Mısır, Tunus, Libya’da bitti…
Şimdi Suriye var, sonra İran.
Peki, bugün Suriye’de olup biten durumun sadece Esad ve
muhaliflerin(!) arasında bir savaş olarak mı görmeliyiz. Ya da bize
gösterilmeye çalışıldığı gibi; Muhalifleri (Özgür Suriye Ordusu) demokrasi
isteyen güçler, Esad’ı ise demokrasi karşıtı diktatör olarak mı
görmeliyiz.
Bu savaşın öncekilerinden bir farkı var mı?
Bir ülke; bir başka ülkedeki iktidarın devrilmesi için, o ülkedeki muhalifleri silahlandırmak, eğitmek hakkına
sahip midir?
Bugün; Suriye üzerinde yapılanların aynısının Türkiye
için yapıldığını düşünürsek, Esad’ın ülkesini savunmak için verdiği tepkiden
farklı bir tepki mi vereceğiz.
Bu savaş, Akçakale’de 5 insanımızın ölmesiyle “haydi
savaşa girelim” naralarını atanların, asıl savaşlarını ve teskereyi kimlerin
adına çıkarttıklarını gizlemek için kullandıkları örtüden
başka
bir şey ifade etmiyor.
Aynı şekilde ise bizim, Suriye’deki savaşa karşı
çıkmamız; ne Esad’çı olmamız ile ne de AKP karşıtı olmamızla açıklanabilir.
Yani Esad’çı olmasaydık ya da AKP’li olsaydık savaşadan
yana mı olacaktık.
Yani şunu demeğe getiriyorlar: Savaşa karşıysan Esad'cısın.
Bu kelimenin tam anlamıyla; saçmalığın daniskasıdır.
Akçakale’ye düşen top mermileriyle ölen 5 vatandaşımız, AKP’nin baştan beridir izlediği savaş politikasının
sonucudur. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin sonucudur.
Amerikanın Ortadoğudaki taşeronluğunu üstlenenlerin, BOP’un eş başkanıyım diyenlerin sonucudur.
Savaşa karşı çıkmak; sadece yoksulların ve ezilenlerin cepheye sürülerek ölmeleri ve öldürmelerine, ya da sivillerin ölmesini istememekten daha önemli bir gerekçeye sahiptir.
O gerekçede; hammadde kaynaklarını ve pazarları ele
geçirmek yani nüfuz alanları genişleterek ‘kar’ elde etmek isteyen
gözü dönmüş silah tüccarlarının ve emperyalist devletlerin planlarına
karşı çıkmaktır.
Emperyalizme karşı çıkmaktır.
Ezen emperyalist devletlerin karşısında sömürülen,
ezilen halkların yanında olmak demektir.
Irak savaşına bakınız. Irak’ta ‘kitle imha silahları’
var diyerek medya aracılıyla, dünyanın tehlikede olduğu üzerinden savaşın
haklılığı ve Saddam’ın devrilmesi gerekliliği propagandası yapılarak,
gerçekler gizlendi. Gerçeklerin öyle olmadığı ortaya çıkınca,
Saddam nasıl olsa çoktan devrilmiş olacaktı.
Ve bugün Irak’a silah satan ülkeler sıralamasında ve
petrolün kontrolünde ABD’li firmaların birinci sırada olması aslında
söylemeye çalıştıklarımızın özetidir.
Muhaliflerin yaptığı katliamları, Esad’ın yaptıklarından
daha önemsiz göstermeye çalışmak, bilerek ya da bilmeyerek savaşın
gerçek sebeplerini ve kim için savaştığını gizlemeye çalışanların ekmeğine
yağ sürmekten başka bir şey ifade etmez.
“Suriye’yi bir iki saatte yok edecek güçteyiz” diyerek savaş çığırtkanlığı yaparken zamları ardı ardına sıralamak akıllıca olsa gerek.
Bugün emperyalistlerin ekmeğine yağ sürenlere şunu lafı
hatırlatalım:
“Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.”
Bu sebeple; bu savaş bizim savaşımız değildir.
Bu yazı 10.10.2012 tarihli Aydınpost'ta yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder