“Atalarımız, ‘Derenin intikamı ağır olur’ demişler, “dere yataklarındaki ne tür olursa olsun, bütün yerleşimleri bizim süratle kaldırmamız lazım. Biz, gerek valilik gerekse belediye olarak bu konuda adımımızı atacağız. Yarın çalışmalara başlayacağız. “
Yukarıda sözü kimin söylediğini eminim merak
ediyorsunuzdur.
Bu söz 2009 yılında Trakya ve İstanbul’da meydana gelen
yoğun yağışlar neticesinde sele kapılan ve 30 dan fazla vatandaşımızın hayatını
kaybettiği felaketten sonra açıklama yapan Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a
aittir.
Başbakanımızın sözünü tutup tutmadığını, 3 yılda neler
yapıldığını merak edenlere “acı”
cevap Samsun’dan geldi.
Geçen hafta Samsun’un Canik ilçesinde yağışlar nedeniyle
Mert ırmağının taşması sonucu 12 vatandaşımız
hayatını kaybetti. Bodrum katlarını sel basması sonucu vatandaşlarımıza
mezar olan evleri “Türkiye’nin En Büyük
Kentsel Dönüşüm Projelerinden Biri” olarak lanse edilen “Kuzey Yıldızı Projesi ” konutlarını TOKİ yapmış.
2007 yılında TOKİ, Samsun Büyükşehir Belediyesi ve Canik
Belediyesi arasında protokol imzalanırken, TOKİ Başkanı olan Erdoğan Bayraktar “Halkımız için çağdaş yaşam alanı oluşturacağız”
demiş.
Canik Belediyesi
konutların tanıtımını yaparken “Fransız balkonu, alüminyum korkulukları”yla
diyordu.
Hepsi bir yağmura bakarmış hâlbuki. Bu kadar cafcaflı
konuştuktan sonra “yağmur yağarken, seller akarken camdan bakan arap kızı” gibi
üzüntülü bakakaldılar.
Peki sel felaketinden sonra Çevre ve Şehircilik Bakanı
Erdoğan Bayraktar ne dedi: “TOKİ konutlarının
yer seçiminde ve yapımında bir kusur görünmüyor. Bir milim sapma olmamıştır.”
Benzer şekilde sel felaketini değerlendiren Samsun'un
AKP'li Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz da olayda TOKİ'nin bir kusuru
bulunmadığını belirtti ve "Konu
TOKİ değil konu bir semavi (göksel) bir felaketle yağan yağmurdur"
dedi.
TOKİ Başkanı Ahmet Karabel’in, bulduğu çözüm dâhiyane
desek azdır. Karabel:“Kuzey Yıldızı TOKİ konutlarındaki bodrum katlardaki
kapıcı dairelerini iptal edeceğiz” dedi.
İstifa etmek mi. Bunlarda bu rant sevdası, pardon halka
hizmette görev aşkıyla yanıp tutuşma sevdası oldukça...
Şimdilik sel felaketini bir kenara bırakıp TOKİ üzerine
yoğunlaşalım. Gerilere gidelim ama çok değil…2000’li yıllara, TOKİ’nin
şahlanışa geçtiği yıllar yani.
AKP’nin iktidara gelmesiyle TOKİ yeniden yapılandırıldı.
Bu arada TOKİ’nin açılımının “Toplu Konut İdaresi Başkanlığı” olduğunu yine de hatırlatalım.
TOKİ’nin çalışma esaslarını, yetki ve sorumlulukları
belirleyen, yasal düzenlemelerin çıkartılması bu döneme denk gelmektedir. 2002
yılında bir yönetmelikle TOKİ’nin görev alanları turizmden, küçük sanayi
işletmelerine, eğitim ve sağlığa kadar genişletildi. TOKİ artık küçük ve orta
gelirli gruplara ucuz, sağlıklı ve güvenilir konutlar yapmayacak, zenginlere
havuzlu lüks villalardan tutunda, okul, hastane, yurt, askeri bina, stat, cami
yapabilecek kadar geniş bir yelpazeye kavuşturuldu.
Yani TOKİ, piyasa koşullarında bende varım diyen bir “müteahhit” edasıyla hareket etmeye
başladı.
Önüne çıkabilecek en ufak zorluk hemen bir yasal
düzenlemeyle giderildi. Yerel Yönetimler yasası, Kentsel Dönüşüm ve 2B
arazilerine yönelik yasal düzenlemeler TOKİ’nin önünü açan düzenlemeler oldu.
En son 2012 yılında çıkartılan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Kanunu’na kadar onlarca
yasal düzenleme, yönetmelik ve kanun değişiklikleriyle TOKİ denetim dışı
bırakıldı.
Bu yetmedi, TOKİ’yi mali açıdan denetleyecek Sayıştay’ın
yetki alanından da çıkartıldı.
TOKİ’nin AKP
iktidarıyla altın çağını yaşamaya başladığını söylemiştik. TOKİ’nin asıl
büyümesinin “kentsel dönüşüm” projeleriyle olduğunu söylemezsek eksik kalır.
Bir alıntı yaparak devam edelim. Benim de üniversitede
ders almaktan gurur duyduğum “Kentleşme uzmanı” değerli hocam Prof. Dr. Ruşen
Keleş geçen hafta Cumhuriyet gazetesinde Leyla Tavşanoğlu’yla yaptığı söyleşide
şöyle demiş: “Kentsel dönüşümde amaç
esas olarak gecekondu bölgelerinin yaşanabilir alanlara dönüştürülmesi
olmalıdır. Ama bunun böyle olmadığını 6306 sayılı afet riski altındaki
alanların dönüştürülmesine ilişkin yasayla görüyoruz. Bu yasayla kentsel
dönüşüm amacının dışına çıkıyor. Böylece kentsel dönüşümün amaçları son derece
genişletilmiş oluyor.”
Hocam’ın ve konuyla ilgili herkesin bugüne kadar
söyledikleri ortak vurgu bu yöndeydi. Kentsel Dönüşüm’le yeni rant alanları
yaratılıyor ve bir takım şirketler ve ortaklarına yarar sağlanıyor.
TOKİ’nin Kentsel dönüşümden anladığı şu. Yeni rant
alanları yaratmak için gecekonduları yık, yıkılan yerlerin arazilerini
istediklerine ucuza kapat. Kime verdin, ne kadara verdin hiç önemi yok. Nasıl
olsa bütün denetimlerden muaf.
Samsun’da yaşanan felaket bir rantın hikayesi aslında.
Nasıl mı?
Buraya dikkat.
Önce dere yatağının yönünü değiştiriyorsun.
Eski yatağın olduğu arsayı birilerine ucuza satıyorsun(eş,
dosta tabi) sonra imara açıyorsun.
Arsayı ucuza kapatan
“eş, dost” imar açıldıktan sonra alıcıyı bekliyor.
Sonra tesadüf ya TOKİ geliyor, o arsaya konut yapacağım
diyor.
TOKİ “Türkiye’nin
En Büyük Kentsel Dönüşüm Projesi”ni yapıyorum
diye hava atıyor tabi.
“Dere yatağına konut yapamazsın, tehlikeli” diyen oluyor.
Ama kime ne.
Halkı için çağdaş yaşam alanı oluşturmak isteyen TOKİ’ye,
sen mi akıl vereceksin.
İtiraz edenler neredeyse vatan haini ilan edilecek.
Halkın ucuz, güvenli ve kaliteli konut edinmesini
istemiyor sanacak. Halk düşmanı yapacaklar seni.
Fakirin dostu ya TOKİ. Ucuz, güvenli ve kaliteli konut
yapacak.
Sonra “Allah’ın
gazabı mı, yoksa derenin intikamı mı” bilinmez yağmurdan dere
yatağı
taşıyor, sel oluyor ve dere yatağına yapılan TOKİ’nin konutlarını da vuruyor.
12 vatandaşımız hayatını kaybediyor.
Biz diyoruz ama ciddiye almayanlar olabilir diyerek bir
bilene danışalım.
Sel felaketinden kısa bir süre sonra TMMOB Şehir Plancıları Odası selle ilgili ön raporunu yayınlayarak şu tespitlerde bulundu:
“Selin yaşandığı alan, tümüyle dere dolgusu bir zemin. Aslen yapılaşma dışı tutulması
gereken, dere yatağının değiştirilmesi sonucu oluşturulmuş bir yer. Dere yatağının değiştirilmesi ve sonrasında eski yatağın yapılaşmaya açılması temel hata olarak öne çıkmakta. Zorlama yeni güzergâh ve Mert Irmağı üzerinde yapılan köprü, bölgede taşkının başlıca unsurları. Taşkın önlemeye yönelik tesisler yeterli değil. Eski dere yatağı ve çevresinin, kent içi açık ve yeşil alan yapılmak yerine yapılaşmaya açılması önemli bir planlama hatası.”
Gayet açık ve net.
Devam edelim.
Tesadüfe bakın ki, TOKİ konutlarının yapıldığı arsaların
bir kısmı AKP’li Canik Belediye Başkanı Osman Genç’in ağabeyinin, bir kısmı da
Belediye Başkan Yardımcısı’nın kız kardeşinin olduğu ortaya çıkıyor.
Arsalar imara açılmadan çok kısa bir süre önce ucuza
kapatılmış.
Tabi arsa sahipleri ucuza kapattıkları arsaları değerinin
çok üzerinde yüksek bedeller
karşılığında satıyorlar. Yani zenginleşiyorlar.
Ancak bu kadar tesadüf olabilir değil mi?
Şimdi anladık mı TOKİ’nin her türlü denetimden neden
muaf tutulduğunu.
Şimdi anladık mı rantın nasıl yaratıldığı, paylaşıldığı
ve zenginleştirdiğini.
Şimdi anladınız mı, kar etmek için insan hayatlarının nasıl
hiçe sayıldığını.
Sanıyor musunuz ki, bu rantçılar vicdanlarında, ölen 12
insanımızın en ufak sızısını hissediyorlar.
Yapılan açıklamalardan belli değil mi zaten.
Ve bu rant paylaşımının Samsun’dan başka yerlerde
olmadığını düşünmek safdillilik olur.
Yeni rantlar, yeni felaketler demek.
TOKİ artık ölümün yeni adı demek.
Bu yazı 11.07.2012 tarihli Aydınpost sitesinde yayınlanmışır.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder