Hiç istemesek de, Londra olimpiyatları bitti.
27 Temmuz-12 Ağustos tarihleri arasında hem gündemin
sıcaklığı hem de havaların bunaltıcı sıcaklığına hızır gibi yetişmişti.
Hani derler ya “ilaç gibi geldi” aynen öyle oldu.
Geçmişi M.Ö. 14.yy’a kadar dayanan ve Tanrılar Tanrısı
Zeus’un onuruna düzenlenen oyunlardan milyar dolarların harcandığı 2012 Londra
Olimpiyatlarına...
1896’da çağdaş olimpiyatların 13 ülkeden, 9 kategoride, 295
sporcuyla Atina’da başlamasından, bugün 204 ülkeden 38 kategoride 10.500
sporcuyla Londra Olimpiyatlarına…
Olimpiyatların yeşerdiği toprak olan Yunanistan’ın nasıl
oluyor da 2 bronz madalya alan bir ülke ye dönüştüğüne...
Dünyanın ilk 20 ekonomisinde yer almayan ülkelerin
Londra Olimpiyatlarında Türkiye’den daha fazla madalya alarak ilk 20 de yer almalarına…
Yani acısıyla tatlısıyla, sevinciyle üzüntüsüyle Londra
Olimpiyatları bitti.
Hadi şimdi Londra Olimpiyatları’nı değerlendirmeye çalışalım.
Mesela ekonomik açıdan…
Toplamda harcanan para 9 milyar sterlinden fazla.
Sadece Londra Olimpiyatlarının açılışı için 27 milyon
sterlin harcanmış.
Olimpiyat Stadı için 486 milyon sterlin harcanmış.
E bu kadar yüksek para harcanan olimpiyatları izlemenin
bedeli de elbette yüksek olur.
Mesela açılışı izlemek isteyenler 2012 sterlini gözden
çıkarmış olmaları gerek ya da çılgın veyahut deli olmaları gerek de diyebiliriz.
Ama zenginsen, hiç biri sorun değil.
100 metre erkekler finalini yani Bolt’u izlemek için 725
sterlini gözden çıkarmanız gerekecek
mesela.
Paraya kıyacaksın ama bütçende moratoryum ilan etmeyi de
göze alacaksın.
Öncelikle olimpiyatların açılış ve kapanışında yapılan
görsel şovların göz doyurucu olmasıyla birlikte, akıl almaz derecede harcamalara
sebep olması biraz düşündürücüdür.
Zira Avrupa ekonomisi ciddi kriz alarmları veriyorken bu
kadar paralar harcamak ne kadar
doğru?
Buradaki eleştiri, olimpiyatların hem açılış ve
kapanışlarında yapılan harcamalar hem de olimpiyatların geneli için yapılan
harcamalar.
Elbette krize rağmen bu harcamaların abartılmasında, krizi gizlemenin aracı olarak da kullanıldığı
gerçeğini göz ardı etmeyelim.
İngiltere Başbakanı Cameron’a göre olimpiyatların ülke
ekonomisine önümüzdeki 4 yıl için yapacağı katkı 13 milyar sterlin.
Bence birisi Cameron’a 2000 Sidney ve 2004 Atina
olimpiyatlarının, o ülkelere bırakın ekonomik katkıyı zarar getirdiğini
hatırlatsın.
Hele ki Yunanistan’ın durumu içler acısı.
Zira bu durum Cameron’u koltuğundan edebilecek bir durum
yaratabilir.
Zeus’un kemikleri! kesin sızlıyordur.
E onun onuruna yapılıyordu, bak ne hale geldi şimdi.
Ayrıca eski Yunan’da önemli bir olimpiyat geleneği olan
‘Olimpiyat Ateşkesi’ yapılırdı.
Hatırlatmak da yarar var.
Savaş halinde olan Yunan kent devletleri olimpiyatlardan
3 ay önce ateşkes ilan eder, en iyi sporcularını olimpiyatlara hazırlarlardı.
Ve sporcular evlerine dönünceye kadar ateşkes devam ederdi.
Ama ‘çağdaş olimpiyatlar’ tarihinde bu durumu görmek
mümkün değil.
1916 olimpiyatları I. Dünya Savaşı, 1940 ve 1944
olimpiyatları da II. Dünya Savaşı sebebiyle yapılamadı. Savaşlar olimpiyatlara
tercih edildi.
Olimpiyat ruhu yavaş yavaş ‘ruhsuzluğa’ bürünmeğe başladı.
Londra olimpiyatları yapılıyorken bile, Suriye ve
Ortadoğu’da ve dünyanın birçok bölgelerinde savaş ve kıyımlar devam ediyordu.
Neyse biz devam edelim.
Türkiye açsından olimpiyatların nasıl sonuçlandığına
bakalım.
Her şeyin ilklerinin olduğu bir olimpiyat yaşadık
diyerek başlayalım.
İngiltere’nin 542 sporcuyla katıldığı olimpiyatlara,
biz 114 sporcuyla 16 branşta katıldık.
Hem kadın hem de toplam sporcu sayısında rekor katılım
sağladığımız bir olimpiyat oldu.
En fazla 33 sporcumuzla atletizmde yarıştık.
5 yeni branşta ilk kez yarıştık.
Eh haliyle beklenti de yüksekti.
Dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olarak,
Gidişimiz muhteşemdi, dönüşümüz öyle olmadı.
2 altın, 2 gümüş ve 1 bronz madalya alabildik.
Katılan sporcularımızın 66’sının kadın olduğunu
hatırlatalım.
Ve aldığımız 5 madalyanın 3’ünün kadınlardan geldiğini de
hatırlatalım.
Şunu da hatırlatalım; kürtaj yasağı getirerek kadın
bedenine müdahale eden, kadının sırtından sopayı eksik etmeyen ve kadınların
erkeklerle eşit olamayacağını dillendiren bir zihniyetin hakim olduğu bir
ülkede; kadın sporcularımızla gururlandık, alkışladık.
Madalya alıp o kürsüden indikten sonra ülkeye geldiğinde
ona, kadın olduğunu hatırlatırız nasıl olsa.
İlklere devam edelim.
Durumun aslında ne kadar da; vahim olduğunu gösteren bir
karşılaştırma yapalım.
Türkiye'nin 1936'dan bu yana katıldığı 12 olimpiyatta kazandığı altın
madalya sayısı 36, toplam madalya sayısı da 74 iken Londra Olimpiyatlarında
Çin’in kazandığı altın madalya sayısı 38, toplam da ise 88.
Başka şekilde diyecek olursak; 76 senede kazandığımız altın madalya ve
toplam madalya sayısından fazlasını adamlar tek olimpiyatta aldılar.
Aramızdaki uçurumları sanırım daha net görebildik.
Aslında altın madalya kazandı diye göklere çıkartarak milli bayramlar
yarattığımızı; bir
bardak suda fırtına koparmaktan öteye bir anlam ifade
etmediğini anlamamız gerekiyor.
Kazın ayağı hiç de öyle değil.
Sözün özü şu ki; Türkiye sistematik ve uzun vadeli planlar yapmadığı için
bu başarısız tablo kaçınılmaz olarak karşımıza çıkıyor.
Şunu demeğe çalışıyoruz;
Mesela 2020 ve sonrasının olimpiyat sporcularını şimdiden yetiştirmeye başlamadıysan
kaybettiğini kabul ettin demektir.
İşte bunun için programın olacak.
Kadroların olacak.
Alt yapı tesislerin olacak, tam donanımlı.
Son haddede de; sporcu bu işin son halkası.
Bunlar olmadan sporcu olmaz.
Devşirme sporcular politikasından da vazgeçsen iyi olur.
Olimpiyatlar; ‘olimpiyat ruhunu’ içselleştirmekle başlar.
2020 olimpiyatlarına ev sahipliği yapmamız muhtemel.
Ve şimdiden başlanmalı.
Son sözüm de, TRT’ye.
Acemiliğine geldi diyeceğim o değil, devlet televizyonusun.
Olimpiyat denilen bir organizasyonu yayınlayıp anlatacaksan, buna uygun
yayın politikası ve sunumu yap.
Olimpiyat ruhu denilen şeyden zerre kadar
bulaşmamış mı sana.
Bu yazı 15.08.2012 tarihli Aydınpost sitesinde yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder