İkinci Dünya Savaşı yılları…
1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesiyle
başlayan savaş Türkiye’nin de kapısını çalmaktadır.
Bir yanda Mihver Devletler, diğer yandan İttifak
Devletleri Türkiye’yi savaşa sokmak için çaba sarf ederlerken, savaşın ne
olduğunu çok iyi bilen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ise, Türkiye’yi savaşa
sokmamak için çaba sarf etmektedir.
Tedbiri elden bırakmayan İnönü, bir yandan da savaşa
girecekmiş gibi hazırlıklar yapmaktadır.
İsmet İnönü, savaş
boyunca savaşan taraflara karşı denge politikası izleyerek Türkiye’nin savaşın
dışında kalmasını sağlamaya çalışmış ve bunu başarmıştır.
Savaş sırasında yaşanan kıtlığın Türkiye'yi de vurması
yüzünden halk birçok zorlukla mücadele etmek durumunda kalmıştır. Özellikle ekmek
sıkıntısı yaşanmıştır. Öyle ki, birçok kentte ekmek karneye bağlanmıştır. Ekmek
kuyrukları oluşmuştur. Ve bir gün ekmek kuyruğunda bir çocuk İsmet İnönü’nün
yanına gelerek “Ben sizi sevmiyorum, bizi ekmeksiz bıraktın” demiştir. İsmet
İnönü tarihi bir cevap verir ve aynı zamanda neden savaşa girmek istemediğinin
gerekçesidir aslında. Çocuğa; “Ben sizi
ekmeksiz bıraktım ama babasız bırakmadım” diye cevap verir.
Bir yandan savaşa katılamayarak “tarafsızlık”
politikasıyla başarılı olmuş, toprak bütünlüğünü korumuş diğer taraftan
halkının savaşta ölmesini, yeni acılar çekmesini engellemiştir.
Şimdi İnönü’nün bu cevabının altında yatan derin anlamı kulağımıza
küpe yapalım ve günümüze gelelim.
Yıl 2010.
Arap Baharı yılları.
Küresel ısınmadan mı bilinmez, Kuzey Afrika ve
Ortadoğu’da çöl sıcaklarına rağmen bahar havası hakim.
Ve ne tesadüftür ki, bu bahar havası nerede bir Amerikan
karşıtı rejim veya yönetim var, orada esiyor. Estikçe de esiyor.
Tunus’ta başlayıp Mısır, Libya ve Yemen’de muhaliflerin,
Amerika ve Batı Devletleri (NATO) tarafından desteklenerek ayaklanmaları
neticesinde yönetimlerin devrilmesine yol açacak kadar esiyor.
Zaten bu bahar neden Amerikan yanlısı Suudi Arabistan ve
Katar’a uğramaz şaşarım.
Sanırsın orada muhalif yok. Onlara isyancı demiyorlar
çünkü. Onlar hain.
Zaten Suudi Arabistan, geçen sene Bahreyn’deki şii
muhalefetine karşı hükümeti korumak için asker göndermişti. Çünkü Bahreyn’deki
muhalefet edenler isyancı değil hain, onlara göre.
Yetmedi. Şimdi de Suriye’de “bahar” estiriliyor.
Ortadoğu’da “yeniden dirilişin” son kalesi…
Bir zamanlar Arap halklarını sosyalizmle birleştirecek
rüyanın başlangıcı…
Golan Tepeleri’nin öksüz babası...
Filistin’in mazlum savunucusu…
Bak! Senin için tüm bu planlar.
Senin üzerinde estiriyorlar şimdi kanlı, kara bulutları.
Ama bunun hiç de diğerleri gibi kolay olmayacağı bahar’ı
estirenler tarafından da kabul ediliyor.
Bu ülkelerdeki olaylar, bizim de parçası olduğumuz
coğrafyada meydana geliyor.
Bir çoğu komşumuz. Bir çok alanda ilişkilerimiz var.
Kadim dostluğumuz var.
Ortak davamız Filistin’ imiz var.
2005 ‘de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Batının ve
ABD’nin tepkilerine rağmen Suriye’ye 2 günlük gezi düzenlemişti. Suriye halkı
Cumhurbaşkanımızı “bu halk sizi unutmayacak” diye karşılamıştı.
Suriye halkı bunu hala unutmadı. O yüzden hala
Türkiye’nin bu yanlıştan döneceğini düşünüyorlar.
Davos’da İsrail’e “one munite” diyerek kükrediğimizde
Arap halklarının sempatisini kazanmıştık. Bölge lideri imajımızı
perçinlemiştik. Filistin bizi daha bir bağrına basmıştı.
İsrail’e kafa tuttuk ama İsrail’e 60 yıldır kafa tutan
Suriye’yi düşman belledik.
Yetmedi, çıkıp komşumuzu kötülemeye kalkıyoruz. Esad
gitsin diyenlerle iş birliği yapıyoruz, onları besliyoruz. Suriye’de dikta
rejimi var, yıkılmalı diyoruz.
Dostumuzla, komşumuzla artık kanlı bıçaklıyız.
Suriye ile yani Esad ile birlikte artık dost olmamız,
iyi ilişkiler kurmamız mümkün değil.
“Arap Baharı” olarak adlandırılan durumun bırakın o
ülkelere bahar getirmeyi destekçilerine de bela getirecektir. Baharı getirenin
kendisi en büyük bela değil mi zaten.
Bizim için; “ dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç”
şarkısı makbuldür.
Bizim için gittiğimiz
yol artık “çıkmaz sokak” dır.
73 yıl önce savaşa girmemek için tarafsızlık politikası
güderken, “babasız bırakmadım” diyebiliyorken şimdi ise savaşmak için hem de
Amerika’nın, halkların düşmanı kanlı politikasının peşinden giderek
çocuklarımıza “komşusuz bıraktım” mı diyeceksiniz.
Asıl vahim olan “one munite” lerden “Amerikan sopasının”
komşumuza bizim aracılığımızla göstertirelek tüm dünyanın gözünün önünde
düştüğümüz şu durum.
Bu yazı 01.08.2012 tarihli Aydınpost sitesinde yayınlanıştır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder