1 Ağustos 2012 Çarşamba

Çıkmaz sokak!



İkinci Dünya Savaşı yılları…

1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesiyle başlayan savaş Türkiye’nin de kapısını çalmaktadır.

Bir yanda Mihver Devletler, diğer yandan İttifak Devletleri Türkiye’yi savaşa sokmak için çaba sarf ederlerken, savaşın ne olduğunu çok iyi bilen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ise, Türkiye’yi savaşa sokmamak için çaba sarf etmektedir.

Tedbiri elden bırakmayan İnönü, bir yandan da savaşa girecekmiş gibi hazırlıklar yapmaktadır.

 İsmet İnönü, savaş boyunca savaşan taraflara karşı denge politikası izleyerek Türkiye’nin savaşın dışında kalmasını sağlamaya çalışmış ve bunu başarmıştır. 

Savaş sırasında yaşanan kıtlığın Türkiye'yi de vurması yüzünden halk birçok zorlukla mücadele etmek durumunda kalmıştır. Özellikle ekmek sıkıntısı yaşanmıştır. Öyle ki, birçok kentte ekmek karneye bağlanmıştır. Ekmek kuyrukları oluşmuştur. Ve bir gün ekmek kuyruğunda bir çocuk İsmet İnönü’nün yanına gelerek “Ben sizi sevmiyorum, bizi ekmeksiz bıraktın” demiştir. İsmet İnönü tarihi bir cevap verir ve aynı zamanda neden savaşa girmek istemediğinin gerekçesidir aslında.  Çocuğa; “Ben sizi ekmeksiz bıraktım ama babasız bırakmadım” diye cevap verir.

Bir yandan savaşa katılamayarak “tarafsızlık” politikasıyla başarılı olmuş, toprak bütünlüğünü korumuş diğer taraftan halkının savaşta ölmesini, yeni acılar çekmesini engellemiştir.

Şimdi İnönü’nün bu cevabının altında yatan derin anlamı kulağımıza küpe yapalım ve günümüze gelelim.

Yıl 2010.

Arap Baharı yılları.

Küresel ısınmadan mı bilinmez, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da çöl sıcaklarına rağmen bahar havası hakim.

Ve ne tesadüftür ki, bu bahar havası nerede bir Amerikan karşıtı rejim veya yönetim var, orada esiyor. Estikçe de esiyor.

Tunus’ta başlayıp Mısır, Libya ve Yemen’de muhaliflerin, Amerika ve Batı Devletleri (NATO) tarafından desteklenerek ayaklanmaları neticesinde yönetimlerin devrilmesine yol açacak kadar esiyor.

Zaten bu bahar neden Amerikan yanlısı Suudi Arabistan ve Katar’a uğramaz şaşarım.
Sanırsın orada muhalif yok. Onlara isyancı demiyorlar çünkü. Onlar hain.

Zaten Suudi Arabistan, geçen sene Bahreyn’deki şii muhalefetine karşı hükümeti korumak için asker göndermişti. Çünkü Bahreyn’deki muhalefet edenler isyancı değil hain, onlara göre.

Yetmedi. Şimdi de Suriye’de “bahar” estiriliyor.

Ortadoğu’da “yeniden dirilişin” son kalesi…

Bir zamanlar Arap halklarını sosyalizmle birleştirecek rüyanın başlangıcı…

Golan Tepeleri’nin öksüz babası...

Filistin’in mazlum savunucusu…

Bak! Senin için tüm bu planlar.

Senin üzerinde estiriyorlar şimdi kanlı, kara bulutları.

Ama bunun hiç de diğerleri gibi kolay olmayacağı bahar’ı estirenler tarafından da kabul ediliyor.

Bu ülkelerdeki olaylar, bizim de parçası olduğumuz coğrafyada meydana geliyor.

Bir çoğu komşumuz. Bir çok alanda ilişkilerimiz var.

Kadim dostluğumuz var.

Ortak davamız Filistin’ imiz var.

2005 ‘de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Batının ve ABD’nin tepkilerine rağmen Suriye’ye 2 günlük gezi düzenlemişti. Suriye halkı Cumhurbaşkanımızı “bu halk sizi unutmayacak” diye karşılamıştı.

Suriye halkı bunu hala unutmadı. O yüzden hala Türkiye’nin bu yanlıştan döneceğini düşünüyorlar.

Davos’da İsrail’e “one munite” diyerek kükrediğimizde Arap halklarının sempatisini kazanmıştık. Bölge lideri imajımızı perçinlemiştik. Filistin bizi daha bir bağrına basmıştı.

İsrail’e kafa tuttuk ama İsrail’e 60 yıldır kafa tutan Suriye’yi düşman belledik.

Yetmedi, çıkıp komşumuzu kötülemeye kalkıyoruz. Esad gitsin diyenlerle iş birliği yapıyoruz, onları besliyoruz. Suriye’de dikta rejimi var, yıkılmalı diyoruz.

Dostumuzla, komşumuzla artık kanlı bıçaklıyız.

Suriye ile yani Esad ile birlikte artık dost olmamız, iyi ilişkiler kurmamız mümkün değil.

“Arap Baharı” olarak adlandırılan durumun bırakın o ülkelere bahar getirmeyi destekçilerine de bela getirecektir. Baharı getirenin kendisi en büyük bela değil mi zaten.

Bizim için; “ dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç” şarkısı makbuldür.

Bizim için  gittiğimiz yol artık “çıkmaz sokak” dır.

73 yıl önce savaşa girmemek için tarafsızlık politikası güderken, “babasız bırakmadım” diyebiliyorken şimdi ise savaşmak için hem de Amerika’nın, halkların düşmanı kanlı politikasının peşinden giderek çocuklarımıza “komşusuz bıraktım” mı diyeceksiniz.

Asıl vahim olan “one munite” lerden “Amerikan sopasının” komşumuza bizim aracılığımızla göstertirelek tüm dünyanın gözünün önünde düştüğümüz şu durum.


Bu yazı 01.08.2012 tarihli Aydınpost sitesinde yayınlanıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder